Shigatsu Wa Kimi No Uso, Bana Yalan Söyle

shigts

Animenin özeti olan müzik => Love’s Sorrow

“Geçmişim ve geleceğim iç içe geçmiş, sınırları kaybolmuş ve önü kesilemeyen muazzam bir kaosa düşmüş yitik diyarın bastırılamaz ızdırabını çekiyor. Eskiler yeniden uyandı ve yenileri katlediyor. Ruhum dayanamadığım acının patlamasını kaldırmadığı gibi bir de haykırmak için can atıyor. Beynimin içinde kopan bu fırtına tırtılın kozadan çıkması gibi, acı ama gerekli. Bedenimden soğuk terler boşalırken ellerim titriyor. Hislerim sadece parmaklarımın arasından süzülüp gidebilirken, hafızama çiviyle kazımak istediğim anları yazmaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Bir daha yasamak, bir daha hissetmek ve sil baştan tekrar tekrar anlamak Nisan da yalan söyleyen bir kızın hikayesini…”

Soğuk ve sessiz ruhumun silkelenip tekrardan coştuğu anlardan biri. Bu şansı ve anın güzelliğini korumak istediğim için yazıyorum. Bana, unuttuğum ruhuma…

Hadi tanıtıma başlayalım. Uzun bir süreden sonra düşüncelerimi beni derinden etkileyen bir başka anime olan “Shigatsu wa Kimi no uso” İngilizce mealiyle “Your Lie in April”  için toplayıp bir araya getirdim. – Mealin mealini yapmak istemediğim için Türkçeye çevirmeden olduğu gibi bıraktım – Naoshi Arakawa tarafından yazılmış ve çizilmiş mangadan uyarlama olan anime serisi 2015 bahar ayında gösterime girdi. Yayınlanmaya başladığı sıralarda ilk bölümünden itibaren bir rastlantı sonucu izlemeye başlamıştım. Malum haftada 1 bölüm yayınlandığı için sürekliliğin kaybolması ve bazı sinir bozucu otakular yüzünden spoiler yediğimden ötürü son 4 bölümü izleyememiştim. Animeye kendi çapımda trip attığım falan attığım yoktu, ay heyecanı kaçtı pof tarzında düşünmem pek. İzlemememdeki en büyük neden spoilerin çok fecaat bir şey olmasıydı. Duyduğum an yıkıldım. Cidden. Ve bıraktım. Yaptığım sadece hayatta acı veren şeylerden kaçma konusunda geliştirdiğim yaşam adaptasyonunun bir refleksiydi. Baharı özlemle beklediğim bu karlı günlerde tüm seriyi tek solukta tekrar izledim. Sanki bu animenin kalbimde bıraktığı yara yeni yeni iyileşmeye başlıyordu.

13224412791004769688

mis gibi sakura

Böylesine sıkıcı bir girizgâhtan sonra beklentileri evereste çıkardığımın farkındayım ama yapacak bir şey yok. İzleyen herkesin son ending şarkısını duyunca telefona, tablete, bilgisayara sarılıp bu yazıyı bir daha okuyacağına eminim.

Öncelikle senaryo ve içerik hakkında bir kaç laf etmek istiyorum. Ama ondan önce çok önemli bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Eiichiro Oda, ki kendisi ONE PIECE adlı başyapıt olan bir animenin yazarı ve çizeri olur, bu mangayı kıskandığı söyleyip oldukça başarılı bulmuş. Shounen, dövüş manyağı, deli gibi arkadaşlık kasılan supernatural bir animenin milyonlarca hayranı var ve çoğu da bu tarz animelere eminim ön yargıyla yaklaşıyorlardır. Diyorum ki biricik Eiichiro’muz bile bunu dediyse hadi bir silkelenin.

tumblr_njku2pJGdb1tzjmrpo1_1280

Sağ baştan, Tsubaki, Kairo, Arima, Watari

14 yaşındaki Arima Kousei yalnız ve sessiz bir piyanist. Ama artık değil. Biricik annesini aynı zamanda ona bildiği her şeyi öğreten kadını 7 yaşındayken kaybetmenin acısına dayanamayıp çıktığı son konserde parmaklarının arasından çıkan notaların sesini duyamaz hale geliyor. Kısaca depresyonun dibine fena vuruyor. O günden beri de herkesin dahi, harika, mükemmel ötesi dediği ve ülkenin en genç piyanisti elini bir daha piyanoya sürmüyor. Babasının nerdeyse hiç gelmediği o evde tek başına büyüyen bir çocuk.

En yakın arkadaşının kız arkadaşı olarak tanıştığı Kaori Miyazano, siyaha meydan okuyan rengarenk, hayat dolu bir kız. Violinist.

Shigatsu.wa.Kimi.no.Uso.full.1827733

Çok mu klişe, sonunu hemen tahmin ettiniz dimi? he he diyip sizi izlemeye davet ediyorum.

Arima ve Kaorinin hikayesinde daha bir çok karakter var. Herkesin erkek fatma dediği, her şeyin üstesinden gelen Tsubaki kendini muhteşem goril gibi görse de aslında duyguları ve hayatın getirdikleri konusunda ne kadar toy olduğunu fark ediyor. Kızların gözdesi Watari ise yakışıklı ve esprili erkeklerde insidansı yüzde 90 i bulan coolluktan nasibini almış gibi görünüyor. Ama öyle değil. O da başka. Aiza ve Emi ulaşmak istedikleri kişi yani Arima hayranlığıyla tüm vakitlerini piyanoda ustalaşmak için harcamış iki tuhaf insan. Ve daha bir çok tadımlık yan karakter…

Shigatsu-wa-Kimi-no-Uso-3.mkv_20141026_211259.165

çılgınlar gibi eğlendik

Piyano ve keman içerikli müzikal animelerin işi gerçekten çok zor. Rock, pop vb. türlerde daha rahat hareket edip senaryoyu kolay şekillendirebilirsiniz ama klasik müziğin, Mozartın, Bachın, Chopinin hele o Rachmaninoffun (ah ahhh) dibine vurulduğu böylesine fantastik bir şeyle başa çıkmak tek kelimeyle çılgınlık. İzleyici kitlesinin çocuklar olduğunu düşünenler için kolay gözükebilir ama ciddi manada mangaka ve editorlerin müzik konusunda bol ter döktüğünü söylemeliyim. Hiçbir nota orijinalinden bir milim kaymamış böylece sonunda kadar klasik müziğin en etkileyici bestelerini ayni tadda ama kesinlikle farklı tarzda dinliyorsunuz. Zaten animenin esprisi de o. Chopin çalarken Arima olabilmekte bitiyor olay. O pening ve ending denilen başlangıç ve bitiş müzikleri de atlamadan her seferinde dinleyecek kadar iyiydi.

Hele beni can evimden vuran o çizimler, o renkler, o arka plan… Japonya mı yoksa benim için özel dizayn edilmiş cennetten bir parça mı bilemiyorum. Animenin adi nisan olur da ışıl ışıl kiraz ağaçlarının gökyüzünde süzülürken düşen pespembe yapraklarının insanın yüzüne hafif dokunup ellerine konması gibi hisler olmaz mı? Bu duyguyu tarif ederken bile klavyeden aşağıya doğru eridim gittim. Hayao Miyazakinin karmaşık doğa çizimlerinin sade güzelliğiyle boy ölçülemese de bence alanında en başarılı animelerden biri. Shinkai Makotodan daha canlı, renkler sanki parıl parıl insanın içine işliyor. Bu büyük ustaların adını anmadan bir yazı yazabilecek miyim bilemiyorum. Kıyasladığımda ortalamanın üstünde kalan gayet net bir anime. Ustalardan en büyük farkları komik sahnelerdeki karakter mimiklerinin abartı ve çocuksu olması. düşünüyorum da Hayao sahte bir dünyada gerçek karakterleri en doğal halleriyle aktarırken, bu anime de gerçek dünyadaki fantastik karakterlerin yer yer abartıldığı bir gidişat söz konusu. Esasında bu gibi yerler çok da fazla olmadığı için o kadar can sıkıcı değildi ama benim favorim elbette en doğal ve tahmin edilemez yüz ifadesi içindeyken kahramanımızın hissettiklerini içimde yaşamak.

shigatsu_wa_kimi_no_uso__twinkle_twinkle_by_mintycatart-d8lp95u

Bu sahnede iyiydi.

Dolu dolu 22 bölüm yani 20 dakikadan hesaplarsak yaklaşık 8 saat suren uzun soluklu bir film gibi izlemenizi tavsiye ederim. Bölmeyin, parçalamayın çok fazla. Hepsini aynı anda damardan beyne gönderin ki etkisi hızlı olup bittiğinde mahvetsin benliğinizi. sonuçta yüzüklerin efendisinin ilk iki filmini veya Harry Potter serisini Azkaban Tutsağı dahil hatta canım çekti star wars 4-5-6 yapıyım demek yerine Nisanda yalan söyleyen kızın hikayesi izlenebilir.

İzleyecek olanlar için burası son nokta. Spoiler var ötesini okuma. İzledikten sonra ama gel bir daha oku ki kafamızda dönen fırtınaların bize has olmadığını anlayıp rahatlayalım.

Kendimi en çok Arima yerine koydum izlerken. Aslında benden bağımsız mangakanın götürdüğü yere gittim sadece. İlerledikçe diğer karakterlerle tanıştım ve onları da anladım. Öyle bir yalnızlıktı ki Arimanın içinde bulunduğu çaresizliği hissetmek içimi ürpertti. Aiza ve Emi hatta onlarca piyanist ona hayran, eğitmenler onu dinlerken kendilerinden geçiyor belki ama o müziğini sadece bir kişiye ulaştırmak için yaşıyor. Piyano annesinin yokluğu kadar acı vermiş. Kendi müziğini kaybetmiş, ciddi manada çaldığı parçaları duyamıyor. Kaori ile tanıştıktan sonra Kaorinin arka plan piyanistliğini yapmak için zorla da olsa duyamasa da ezberden çalmaya çalışıyor ve kaydedip dinliyor hatalarını bulmak için. En sonunda Kaoriye deli gibi âşık olup yeni amacı haline getiriyor ve duymaya başlıyor. İşte burası ikinci çıkmaz sokak Arimanin girdiği. ‘Yapabildiğin en iyi şeyi sonuna kadar icra edebilmek için birine ihtiyaç duymamak gerekiyor’ felsefesini kazanma konusunda hala bir adım geride. Aslında yalnız ve karamsar hissiyat bangır bangır kafama sokulsa da bu sadece Arimanın illüzyonundan başka bir şey değil. Etrafında birçok insan var destekleyen, sahip çıkan ve umursayan. Sevme ihtiyacı duyan küçük bir çocuğun büyüme ve olgunlaşma sürecinde bu nokta beni fazlasıyla etkiledi.

Herkes bir şekilde kendinden bir parça bulur, bulmaya çalışır. Arima yani ben, bilinçsizce sadece bir şey veya bir kişi uğruna yaptığımız şeyleri motivasyonumuz gidince bıraktık. Bildiğimiz tek şeyden kaçabildiğimiz kadar uzaklara kaçıp yenilmeye mahkûm olduk. Arima yanında olan onca insanı fark etti ve herkesin duymak için can attığı müziğini onca acıya rağmen kabullendi. En iyi olduğu şeyi yapmaya devam etti. Düştü ama ayağa kalktı. Kaoriyi de kaybetti, ama onun verdiği güzel anılarla yaşama bir şekilde sarıldı. Ne zor. Zamanla unutursun, geçer gibi laflar ediliyordu, inanıyordum. Ama bence hiçbir şey unutulmuyor, gerçekler ve acılar üst üste yığılıyor ve her geçen gün daha da zorlaşıyor uyanmak. Arkaya atıp görmezden gelinen düşünceler üstesinden gelinmiş gibi gözükse de ara sıra yoklayıp kâbusu yeniden yaşatıyor. Sonumuz Arima gibi olur umarım.

16354194211_26829730aa_z

Küçüklük halleri çok tatlıydı, hele annesi piyano çalarken altta uyuya kalması Arimanın…

Kairodan bahsetmek ise daha zor. Son bölüme kadar anlaşılmaz tavırlarını sorgulamadan izledim ve ses etmedim, bekledim, bakalım ne çıkacak altından dedim. Mahvoldum ya. 5 yaşında piyanist olmaya karar verip eğitimler alan ve o konserden öbür resitale hevesle koşan Kairo, gittiği konserlerden birinde kendi gibi küçük Arimayı sahnede görüp müziğinden etkilenip hatta etkilenmeyi geç asla onun kadar iyi bir piyanist olamam fakat onunla beraber aynı sahnede olup aynı müziği yapmak için piyanoyu bırakıp keman derslerine başlamış. Onun hayaliyle yılları geçmiş ve  aynı ortaokula gitmelerine rağmen bakımsız ve gözlüklü hasta kız modunda olan Kairoyu fark etmemiş bile Arima. Sonra 23 bölümde ask acısı çekmeyi biliyorsun Arima, ah Arima. Neden değişti peki Kairo? Sürekli hastanelerde gecen ömrünün son demlerine yaklaştığını hissedince madem öleceğim en azından pişman olmadan son zamanlarımı geçireyim düşüncesiyle her düzene karşı gelip tuhaf bir şekilde keman çalmaya başlıyor. Gözlüklerini çıkarıp lens takıyor. Demeden geçmeyeceğim yüzyılın klişesi gerçekten, gözlüklü kızlar o kadar fark edilmez ve çirkin mi? saçma. Neyse sonrasında cici kız havalarında Arimanin yakın arkadaşı Watariyle görüşmeye başlayıp arkadaş grubuna dâhil oluyor. Arimayi deli gibi sevse de sürekli sen ilişkideki 3. kişisin muhabbetini gözüne sokuyor. Yani burası da çok dram. Her şeyi neden bir mektuba sığdırdın ki Kairo? Bu oyunu bozarım arkadaş deyip duygularına yenik düşseydin son aylarını Arima ile geçirseydin. Tabi o zaman dram olmuyor, mutlu son oluyor.

Ama hala anlamıyorum, Kairo öleceğini anlayınca böyle bir oyuna kalkışmasaydı Arima onu hiç sevmemiş olacaktı. Piyanosuna dokunmayacak ve hayatına olduğu gibi devam edecekti. Bilemiyorum Arima korkak mı kapalı mı veya bencil mi? bence Arimanin da çok hatası var bu yüzden Kairoyla kavuşup mutlu olmayı hak etmiyordu, sanırım bu yüzden Kairo tüm her şeyi sonuna kadar gizledi. Kaironun yapmak istediği sadece Arimayı müziğiyle buluşturmaktı. Sonuçta öleceğini biliyor, son aylarında birlikte olsalar belki daha çok acı çekecekti.

ShigatsuwaKiminoUso-012115

Velhasıl 1560 sözcükten sonra diyebileceğim son şey anlamdıramadığım bir burukluk yaşatan bazılarını salya sümük ağlatan animeyi izleyerek hem kulağımı hem de gözümü rahatça doyurdum. Darısı size.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s