Kotonoha No Niwa / Garden of Words

gardenofwords03

Kelimelerin Bahçesi hakkında diyebileceğim tek şey “İzledikten sonra heyecanla konuşabileceğim birini aradığım ve bulduktan sonra söyleyecek fazladan bir sözümün dahi olmadığı bir yapıt.” olurdu. (Söyleyecek fazladan bir sözüm yok ama 1000 kelimelik bir makale yazmamın sebebi bir şekilde herkesin izlemesini sağlayabilmek :)) Harikulade, baş yapıt, şaheser, fantastik, vs olduğunu söyleyemem ama şu var ki eksiksiz olduğunu kesinlikle inkar etmem. Filmin sonunun yetersiz olduğunu düşünenler veya devamı gelebilir diyenler var fakat ben bu söylemlerin hiçbirine katılmıyorum.

Benim için her şey yerli yerindeydi ne eksik ne fazla, karakterler ve ifadeleri kusursuzdu hele aktarılan duygu durumları izleyenin empatisini kazanmakla kalmıyor resmen olayla bütünleşmesini sağlıyordu. İlk sahneden itibaren gerçek dünyam ile alakam kalmadı ve bana gösterilen cennet misali diyara ait oldum. Neyse subjektifliği bırakıp biraz daha nesnel bilgiler vermeye başlasam daha iyi olur sanırım.

Film veya animasyon veya anime diye hitap edenler var fakat işin içine biraz daha girince Shinkai Makoto‘nun son eseri demek daha etkileyici oluyor. Yakın çevrem Hayao Miyazaki hayranı olduğumu bilir ki kendisi benim için anime dünyasının imparatorudur. Animasyonları uluslararası ödüller almış, beğenilmiş ve milyonlar tarafından izlenmiş burdan da anlaşılacağı gibi imparator olduğu herkes tarafından bir nebze kabul görüyor. Miyazaki‘yi bir kenara koyarsak son dönem anime dünyasına farklı bir lezzet getiren, Miyazaki‘nin varisi olarak görülen, filmlerinde Miyazaki etkisi oldukça fazla olan ve son 10 yılda ciddi filmlerde imzası olan bir yönetmen-çizer-senarist üçlemesinin yeni üstadı Makoto‘dur. Filmlerindeki Miyazaki etkisini tanımlayacak olursam şöyle ki anime dünyasında olayların arka planında kalan şehir, sokaklar, dağ, tepe, deniz ve kesinlikle Japonya’nın doğal güzellikleri fazla baskın değildir. Kurgu karakterler etrafındaki konuşmalarla döner ve yüz ifadeleri bir anime için fazlasıyla önem arz eder. Esasında eğlencelidir çoğu zaman bu gidişat. Miyazaki ise tüm bunların zıddı, arka planı baştan yaratan, sevdiren, hayran bırakan, bırakın beni lanet olası bu dünyada yaşamaya gidiyorum dedirten bir herif. Kahramanlarına çok fazla ifade giydirmiyor ve bu onları daha tahmin edilemez kılıyor. İşte burası en sevdiğim nokta zaten. Aptal bir yüz kızarması sahnesinden filmin sonunu anlayamıyorsunuz. Miyazaki‘yi Miyazaki yapan tam olarak bu.

Makoto'nun arka planı

Makoto’nun arka planı

Miyazaki konusuna sanırım hiç girmemeliydim ama buna imkan yok Makoto-sensei hakkında bir şey bilmek istiyorsak. Miyazaki‘nin filmlerinde yaptığı bu sihri Makoto-sensei de gayet başarılı bir şekilde kullanıyor. Çizimler gerçeğe yakın, olayların geçtiği şehrin en ince ayrıntılarına bile yer verilmiş. Daha doğrusu hikaye gerçek mekanlarda dönüyor, okul, sokak, bahçe, her zaman yürünen yol hepsi Tokyo’daki orjinalleriyle bire bir aynı. Sanırım aynı demek haksızlık olur, filmdeki görüntüler daha güzel🙂

Miyazaki ile Makoto-sensei‘in en belirgin farkları izleyenin ağzında nasıl bir tad bırakmak istedikleri. Miyazaki saftır, masum ve temiz duygular vardır. Çocuksu bir sevgi, tatlı bir gülümseme bırakır insanın yüzünde. Makoto ise gerçektir dünya gibi, ve acımasızdır, sert ve keskin duygularla insanın kalbine işler, en sonunda ise hep hüzün vardır. Aynı konuya sahip aynı sonla biten hikayeyi bu iki adama verseler, ilki güldürür ikincisi süründürür. (Bu sadece bir metafor, tabii ki o kadar abartmaya gerek yok.)

Makoto-sensei‘in diğer filmlerinden de bahsetmek istiyorum çünkü ismi Miyazaki kadar popüler olmasa da filmlerini izleyen kitle az değil.

Kotonoha-no-Niwa-BD-1280x720-AVC-AACx3-5.1+2.0+2.0-Subx3.mp4_snapshot_19.34_2013.06.03_19.26.01

Gelelim filme:

Lise öğrencisi Takao, kendi ayakkabılarını tasarlamakta oldukça yetenekli olmasına rağmen iç dünyasından bir milim dahi uzaklaşmayan, kendi halinde yaşayan ve kesinlikle toplumda dikkat çekmeyen birisi. Yağmurlu bir günde okulu asıp civarda bulunan nefes kesici güzelliğe sahip bir bahçeye/parka (Shinjuku Gyoen National Garden) gider. Her zaman oturduğu çardakta güzel bir kadın vardır. Kendinden yaşça büyük olduğu belli olan bu kadın bir şekilde ilgisini çeker. ilk gün pek konuşmazlar fakat ilerleyen yağmurlu günlerde tekrar ve tekrar karşılaşmaları sonucu aralarında bir yakınlaşma olur. Sessiz başlayan ilk gün yerini gülümsemelerle dolu samimi bir birlikteliğe götürür.

Kısaca film bundan ibaret. Japonya’nın yağmuru ve Shinjuku Bahçesi çizimleri aklımı başımdan aldı. Yağmurdan pek hoşlanmam çünkü Türkiye’de yağmur, soğuktur ve hırçın bir rüzgarı da beraberinde getirir. Japonya’da yağmur ılıktır, yaz aylarında hafif bir esintiyle beraber gelir ve sıcaktan bunalan insanları serinletir. Ayrıca hep en beklenmedik anlarda yağar ve konu Japonya ise mutlaka yağmurdan bahsedilir. Japonya’dayken sıcağın en bunaltıcı haline şahit oldum ama en güzel yağmurun tadına da orada baktım. Yıllar öncesinde kalmış unuttuğum anıları hatırlattı. Makoto kesinlikle sahte olmayan bir gerçekliği önümüze seriyor. Bu adamın bir dahi olduğunu sadece ben düşünmüyorum sanırım. Velhasıl yağmuru sevmeyenler Kelimelerin Bahçesini izlemeli.

506615

SPOILER – Bu noktadan sonra spoiler vermeye başlayacağım, filmi izledikten sonra devamını okuyabilirsiniz.🙂

Hikaye tesadüflerden ibaret. Aynı okulda 1-2 yıl geçirmiş iki insanın yağmurlu bir günde güzel bir bahçede karşılaşmaları ve birbirlerini daha önce hiç tanımamış olmaları imkansız gelebilir. Durum hiç de öyle değil esasında. Çünkü Takao okulda kimseyle iletişim kurmayan, çoğunlukla okula gitmeyen, topluma karışıp kaybolmuş silik bir karakter. Etrafından bihaber geçirmiş tüm zamanını hatta sınıfta adını bile hatırlayamadığı arkadaşları bile vardır. Sanırım onu çok iyi anlayabiliyorum🙂 Bayan karakter en başında Takao’nun yüzünü tanıyor mu emin olamadım sanırım okul üniformasından tahmin ediyor ama Takao hiçbir şey bilmediği için tanıdığını söylemiyor. Aynı okulda yıllardır bulunan, birbirlerine kesinlikle rast gelmiş belki de bir şekilde konuşmuş iki insanın birbirlerini hiç tanımamaları… İyi bir başlangıç.

Bayan karakter Takao’nun okulunda çalışan bir öğretmen ve öğrencilerinden birinin attığı iftira sonucu okula gitmek istemiyor. Yetişkin olmuş ama olaylar karşısında nasıl davranacağını bilemeyen fazlasıyla acemi ama etkileyici bir karakter. Atılan iftira ise öğrencilerinden biri ile ilişkileri olması hakkında. Tabi yalan. Takao’ya kadar. Takao’ya en başta öğretmeni olduğunu söyleseydi yağmurlu günlerde çardak buluşmaları hiç olmazdı. Aslında böyle bir iftiraya uğrayan öğretmenin daha dikkatli olması gerekirdi ama Takao’ya söylemeyerek birçok şeyi riske atıyordu. Bence en başından beri Takao’yu kaybetmek istememişti. En başından beri ona değerli olduğunu hissettiren tek kişiyi.

Bu birliktelik yağmurlu günlerde buluşup kahkahalarla sohbet etmek, beraber bir şeyler yemek ve tanıdıkları kimsenin bilmediği kendi iç dünyalarını konuşmaktan öteye gitmemişti. En sonunda beraber olamayacaklarını bilseler de kendi kalplerinden geçenleri hisseden kişiyi bulduklarını biliyorlardı. Ruh ikizi gibi bir klişeden bahsetmek istemiyorum. Sanırım bu ikisi birbirlerini çok iyi anlıyorlardı. Kadının Takao’nun gözlerinde gördüğü uzun süre önce kaybettiği bir şeydi. Kesinlikle ihtiyacı olan bir şey. Takao’nun gördüğü ise içinde dünyalar gizli, yorgun bir çift kara göz. Kadının dış görünüşünün onu etkilediğini sanmıyorum. Önce merak duygusu her gün o çardakta kadını beklemesine sebep oldu. Sonrasında ise vazgeçememe.

Gerçekten birbirleri için hissettikleri duyguları sevdim. İmkansız olan birçok şey vardı, beraber olmaları için sayısız engel vardı önlerinde. Zaten beraber de olmak istemediler. Birbirlerinden bekledikleri tek şey bir sonraki yağmurlu günde aynı çardakta buluşmak.

SPOILER – Rahat bir nefes alabilirsiniz.

garden-of-words-screenshot-029

Filmin adı Kelimelerin Bahçesi olunca edebiyatta aktı yani. Birkaç özlü söz gibi filmde alıntılamak istediğim yerler var.

Sarsa asumanı hafifçe bir gürleme
Kaplasa gökyüzünü olabildiğince bulutlar
Yağmur yağsa peşi sıra
Kalır mıydın o vakit benimle burada?”


“Sarsa asumanı hafifçe bir gürleme
Bıraksa yağmur yağmayı bile
Ben bırakmaz kalırdım
Burada seninle birlikte

”Akşam, uyumadan önce
sabahları, gözlerimi açtığım anda
fark ettim ki yağmurun yolunu gözlüyorum..”

Son olarak Fragmanı buradan izleyebilirsiniz. Kapanış şarkısı güzeldir🙂

3 responses to “Kotonoha No Niwa / Garden of Words

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s