BİRAZ DAHA // Gündoğumu 1

“Biraz daha.” Gözlerimi açtığımda düşündüğüm ilk şey buydu. Son zamanlarda düşündüğüm tek şeydi belki de. Pencereme vuran damlalar yavaşça süzülürken yatağımdan doğrulmaya mecalim olmadığını fark ettim. Yorgundum. Biraz daha uyuyamaz mıydım? Gene yağmur yağıyor ve yağmurdan nefret ediyorum. Güneş kuzey yarım kürede biraz daha kalamaz mıydı? 2 yıl önce sınıfta mavi tokalı bir kız vardı ve bana demişti ki “Güneş’le birlikte neden bizde yer değiştirmiyoruz. Ben büyüyünce Güneş gibi olmak istiyorum.” Ardından gülümsemişti. Bana gülümseyen tek kız olduğu için Güneş’i düşündüğümde istemsiz olarak o aklıma gelir ve bana sorduğu soru. “Sen büyüyünce ne olacaksın?” Bu soruyu ilk kez duymuyordum ama sanki gerçekten birisi ilk kez büyüyünce ne olmak istediğimi merak ediyor gibiydi. Yapmacık insanların sorduğu bu soruya her seferinde başka bir şey derdim. Öğretmen, doktor, mühendis, astronot, polis… Annemle babam akıl sağlığımdan şüphe etseler de bunu yapmaktan zevk alırdım. Adil olan buydu. Yalana yalan. Ve ben gerçeğe gerçekle cevap vermem gerektiğini bilecek kadar yalan söylemiştim. Bunu yaparken gerçekle bir gün yüzleşeceğimi düşünmemiştim. Ben büyüyünce ne olmak istediğimi hiç düşünmemiştim büyüyünce ne olacağım diye düşünmek tüm vaktimi aldığı için. Ben nasıl bir hayal kurabilirdim ki büyüme şansım bile yokken! O gün mavi tokalı kız verdiğim yanıtı anlamamıştı ve anlamayacaktı hiçbir zaman. “Ben sadece büyümek istiyorum.”

Büyümek… Bir takıntıydı benim evimde. Bir tabuydu asla sözü geçmeyen. Bir kabustu geceleri üzerimize çöken. Bir vesvese gibi sürekli kulaklarımıza çalınırdı. Kalplerimizi öyle bir sarsardı ki deprem gibiydi. Bir korkuydu bilinç altımızdaki en derin duygu… Kapalı kapılar arkasında fısıldanarak söylenirdi. “Büyümesi ne durumda?” veya “Yaşıtlarıyla aynı şekilde büyümüyor.” Bazı günler daha kötüsü olurdu. “Ne kadar daha büyüyecek?” Duymamış gibi yaptığım bu soru bazen çok kızdırırdı beni bazen de üzerime birisi oturmuş gibi yorgun hissettirirdi. O zamanlar bu duyguyu bilmiyordum ama artık üzüntü, keder, hüzün, acı ve mutsuzluk gibi anlamlara geldiğini öğrendim. Ne çok eş anlamı vardı. Bir duygu için ne çok kelimeyi ziyan etmişler oysa ki. Üzüldüğüm o günlerde anneme içimden cevap verirdim. “Biraz daha.”

Gün yağmurla başlamıştı benim için ve kararımı çoktan vermiştim. O gün ki ruh halim kesinlikle hüzün tadında olacaktı. Kalbimin derinlerine doğru elimi attım ve canımı en yakan yerden bir parça çekip kopardım. Elimde tuttuğum siyah parçayı yüzüme taktım. Bu maskenin ismi Laleydi, siyahların en çirkini ve karanlığı. Esasında neden bu çiçeğin ismini verdiğimi bilmiyorum ama sanırım diğer duygularla önce tanışıp en çok bildiğim çiçek isimlerini tükettiğimden böyle oldu. Siyah hüzüne bir tek Lale kaldı. Her sabah yaptığım bir ritüeldi benim için. İstediğim duyguyu, rengi ve çiçeği seçip istediğim gibi bir gün geçiriyordum. Karar vermekte zorlandığım günler vardı ama genelde annem odama girmeden çoktan işimi halletmiş olurdum. Değerli oğlunun yüzünü maskesiz ve renksiz en son ne zaman gördü merak ediyorum. Bu sessiz ve bencil oyuna ne zaman başladığım hakkında zaten en ufak bir fikrim yok…
“Canım uyandın mı?” Olamaz bugün çok fazla vakit kaybettim. Normalde maske seçiminden sonra zamanım kalır ve gün içindeki diyalogların da üstünden geçerdim. Büyük ihtimal Siyah Laleyi seçtiğim için geç kaldım zira ne zaman bunu seçsem gereğinden fazla düşünürdüm. “Hadi uyan tatlım.” Gözümü açmadan önce biraz daha beklemem lazım. “Geç kalıcaz.” Evet sihirli sözcüklerde söylendiğine göre uyanma vakti geldi. “Günaydın” “Günaydın oğlum, hadi hazırlan bir an önce kahvaltıya gel.” Merdivenden inerken çıkardığı sesleri dinledikten sonra uyuşuk bir şekilde kalktım ve yüzümü yıkamaya gittim. Kot pantolonumun üzerine siyah bir tişört giydim ve cama vuran sesler sanki bana ne yaptığını sanıyorsun der gibi şiddetlendi. Çıldıracağım bugün gerçekten simsiyah bir gün. Kazak giymekten nefret ederim ama mecbur elime ilk geçen kalın şeyi giydim ve trabzanlardan tutunarak dikkatli bir şekilde mutfağa indim. 10 dakikamı aldı.
12 yaşımdan beri kazak giyerken zorlanıyorum. 9 yaşımdan beri uzun süre yürüyemiyorum. 5 yaşımdan beri koşamıyorum. Ve 2 aydır oturduğum yerden kalkmakta güçlük çekiyorum. 14 yaşındayım ve okulu bıraktım. Her sabah rehabilitasyona gitmek için kalkıyorum. Öğleden sonra doktorlar arasında paslaşılan bir top gibiyim. Ve günün tek sevdiğim kısmı her gün gittiğim havuz. İlk kez suya girdiğimde engelli çocuklar için ayrılan saatlerde özel bir programa getirmişti babam. 5 yaşındaydım ve suyu çok seviyordum. Anlam veremediğim uyuşukluğum suyun içerisinde kayboluyordu. Her bir su damlası derimden içeri giriyor kaslarımı birbirine sıkıca tutturan bir yapıştırıcı gibi tek tek her yerimin güçlendiğini hissediyordum. Özgürdüm. Lanet yer çekimi kanunundan kaçmayı başarabilmiştim tabi o yaşta kimse yer çekimi kanunu bilmez. Ben 5 yaşında suyun içinde yüzdüğümü değil uçtuğumu hissediyordum. Bir kuş gibi. 24 saatlik esaretten 1 saat olsun kurtulan, kafesinden her gün kaçan ve her gün tekrar aynı kafese konan… 7 yaşında bir tabak setine mal oldu normal çocuklar için ayrılan saatlerde havuza girme iznini koparmam ve büyük bir hüsrana mal oldu hayal kırıklığım. 2 ay sonra tekrar engelli saatlerinde gitmeye başlamış ve kimsenin gitmediği saatleri kollayacak kadar zekice davranıp koca havuzda tiranlığımı kurmuştum.
8 yaşında bir çocuk. Ne olduğunu bilmediği hastalıkların ağına düşmüş karıncalar gibi narin ve ufak olan kişilerin suya girişini merakla seyrediyor. Yaşça büyük olduğunu hissettiği fakat renkli kitaplarda gördüğü hayvan iskeletleri gibi şekilsiz ve kambur vücuda sahip birini görüyor. Yanından ayrılmayan büyük insanlar çocuğu taşıyıp beraber suya giriyorlar. 8 yaşındaki çocuk büyümenin ne olduğunu bilemeyen çocuk birkaç yıl sonra ölü bir dinozor olacağım sanırım diyor. Fakat onu dehşete düşüren bu olmuyor. 5 dakika bile geçmeden büyük insanın kucağındaki ölü dinozorun garip sesler çıkardığını duyuyor. Sanki çığlık atıyor, kemikten yapılma kollarını amaçsızca sallayarak bağırıyor. Büyük insanlar sakince çocuğu sudan çıkarıp gözden kayboluyorlar zira olan sadece zihinsel engelli çocuğun ilk kez girdiği sudan korkması ve paniklemesiydi. 8 yaşındaki çocuğun aklından geçen ise “Ölü bir dinozor olabilirim, çığlık atan ölü dinozor olabilirim ama asla sudan korkan, çığlık atan ölü dinozor olmayacağım!” Beni dehşete düşüren bu olayı sonradan anlamama rağmen hala tek başıma giriyorum ve artık sudan korkmayacağımı biliyorum. Ben büyüyünce olacağım şeyden korkuyorum. Büyüyünce ne olmayacağımı bilmekten korkuyorum.

Ne hissettiğimi çok iyi biliyorum. Ne olacağımı da çok iyi biliyorum. Neden benim başıma geldi bu hastalık diye sormuyorum hiçbir zaman kendime. Bu dünyada futbol oynayan çocuklardan daha fazla çocuk var topu olmayan, oynayacak ayağı, yeri ve imkanı, özgürlüğü olmayan ve oynayacak yaşa dahi gelemeyen. Ben de bunlardan biriydim sadece. Talihsizler kervanına baştan değil ortalardan katılan. Benim hayatım sadece biraz daha ironik. Topum, ayağım, yerim, imkanım, özgürlüğüm var ama vuracak gücüm yok. Zihinsel olarak değil, fiziksel olarak. Tembel falan olduğumdan da değil. Sadece kemiklerime yapışan kaslarımın her geçen gün daha fazla desteğe ihtiyacı var. Çok zayıflar ve her geçen gün daha da zayıflıyorlar. Eski sınıfımdaki çocuklar konuşurken duymuştum, kas yapıyorlarmış. Demek ki yapılan bir şeymiş de kaslar çünkü ben bu zamana kadar benimkileri hep yıkıyordum. Benim kaslarımın desteğe ihtiyacı var ve bu yüzden sürekli kötüleşen bir yaşantı içine çekiliyorum. Desteğin ne kadar önemli olduğunu anladım. Ya kalbimin desteği sağlam olmasaydı nasıl yaşardım diye düşünüyorum. İnsanlar dayanıksız kalpleriyle kimsesiz 50 senelik hayatın kaç senesinde huzurlu olabiliyorlar merak ediyorum. Ben Duchenne Muscular Distrofi denen bir hastalığa sahip 14 yaşındaki bir çocuğum. Büyüyünce ne olacağını bilmeyen birisi olarak cevaplayamadığım soruları duyacak birini arıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s