Kitapların Yandığı Derece, Fahrenheit 451, Ray Bradbury

ön kapak

“Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar.”

Oldukça vurucu bir arka kapak yazısı. Hayal alemi fazlasıyla geniş kitap kurtlarının dahi sınırlarını zorlayan, böyle bir şey mümkün olabilir mi dedirten ve ilk fırsatta alıp okumalarına sebep olacak cinsten bir yazı.

Kitapların yandığı bir dünya, bir gelecek. Birçok insan özgürlüğün olmadığı, adaletin kaybolduğu, insani duyguların sömürülüp, yürüyen robotlara çevrilen toplumları anlatan kötü, bozuk ve kokuşmuş bir gelecek; yani DİSTOPYA türünden bir kitap okumuştur (en azından film izlemiştir.) Fiziksel ve duygusal baskılarla insanların nasıl kontrol altına alındığını görmüştür. Fakat hiçbir baskının olmadığı, tek yasağın kitap okumak ve bulundurmak olduğu bir dünyanın insanlar üzerinde derin ve büyük bir etki bırakacağı aklıma gelmemişti.

Tabii ki kime sorsak kitap ve önemi hakkında bin bir nutuk atıp, sayfalarca metin yazarlar. Sayın Bradbury ise içi boş sözleri sevmediği için sanırım direkt olarak bu yargının negatifi üzerinden bir varsayım güderek sonuçlarını aktarmış. Bir şeyin önemi yokluğunda anlaşılır demişler, Ray Bradbury de yapmış.

Kitaplarda su götürmez bir gerçek vardır ki okudukça insana kazandırdıkları gibi, fakat diğer yandan nasıl ortaya çıktıklarını öğrenmek beni daha çok doyuruyor. Mimarın aklından neler geçiyordu benim sevdiğim bu paragrafı yazarken, düşüncesi her zaman zihnimi meşgul eder. Şükür ki kitabın başında yazarın kendi elinden yazdığı önsöz var ve burada kitabın ilk kez dimağına düştüğü o aylak gece hakkında yazdıkları da hayli ilginç. Bence önsözler sonsöz olsa eminim daha çok insan okur o yüzden tavsiyem önsözü en son okuyun.

Kitabın konusu anlaşılmıştır ama bir kere daha telaffuz edelim. Teknolojinin üst seviyede olduğu, insanların mutlu? ve huzurlu bir hayat sürdüğü geleceğin Amerika’sında toplumu ilgilendiren tek bir kural vardır. Kitap okumak ve bulundurmak en büyük suçtur. Ve artık İtfaiyecilerin tek görevi yasak kitapların bulunduğu evleri yakmak.

Açıkçası belirtmek gerek ki kitap fazlasıyla yüzeysel ve o zaman hakkında insanların hayalinde pek bir şey canlandıramıyor, gedikler ve boşluklar çok. Edebi yön de tatmin edici değil. Bence yazar da kurduğu dünyasındaki tüm bu olumsuzlukların farkındaydı ve tek derdi okura yepyeni bir bakış açışı kazandırmaktı. Çünkü geleceğin neler getireceği bilinmez, emin olunan tek şey kitapların olmadığı bir geleceğin insanlarının düşünceden ve kendi iç seslerinden saatte 100 mil hızla uzaklaşmış olacaklarıdır. Biliriz ki insanı diğer memelilerden ayıran şey ona bahşedilen düşünme becerisi ve cüz-i iradesidir. Bu da olmayınca otlakta yayılan koyunlardan farksız çoban nereye isterse oraya güdülen bir canlı gibidir. Ama hiçbir şey aynı kalmaz, bu sistemi de alt eden bir düşünce elbet çıkacaktır. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir.

“Artık gökte iyice alçalmış olan aya baktı. Ay oradaydı, ayın ışımasının sebebi neydi? Elbette, güneşti, peki güneşi ısıtan şey neydi? Kendi ateşi. Güneş ise her gün yanıyor, yanıyor. Güneş ve zaman. Güneş ve zaman ve yanma. Yanıyor. Nehir onu biraz kaldırdı. Yanıyor. Güneş ve dünyadaki her saat. Hepsi bir araya gelerek kafasında tek bir şey oluşturdu. Karada uzun süre sürüklendikten ve nehirde kısa süre sürüklendikten sonra neden bir daha hayatında hiç yakmaması gerektiğini biliyordu.

Güneş her gün yanıyordu. Güneş. Zamanı yakıyordu. Dünya hızlı bir daire çiziyor ve kendi ekseni çevresinde dönüyor, zaman da nasıl olsa Montag’ın bir yardımı olmadan, yılları ve insanları yakıyordu. Böylece eğer o, itfaiyecilerle birlikte nesneleri, güneş de zamanı yakmaya devam ederse, bu her şeyin yakılacağı anlamına geliyordu. 

İkisinden birinin yakmayı bırakması gerekiyordu. Elbette güneş bırakmayacaktı; o halde görünüşe göre bunun, Montag ve birkaç saat öncesine kadar birlikte çalıştığı arkadaşları olması gerekiyordu.”

“Ateşin böyle görülebileceğini hiç düşünmemişti. Ateşin, alabildiği gibi verebileceğini de hayatında hiç düşünmemişti. Kokusu bile farklıydı.”

arka kapak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s