Düşünüşle Yaşayışımız Arasındaki Zaman Farkı Hastalığı

karga-21

“İyi misin?” diye sorma çünkü “Hiç iyi değilim”

Bir gezginin aştığı dağlar, geçtiği denizler dile gelip hain bir sırıtışla en acı sözleri yüreğinde seyahat eden çocuklara mızrak misali saplaması gibi, bir hocanın ilim deryasından bir damla, aşk semalarından bir nefes, Hak yolundan bir toz vermeyi istediği talebesinin vefasızlık ve zalimlik arasında gidip gelen hali gibi…

İçim acıyor. İçi acımayan kalmasın.

En sağlam çeliklerden, en dayanıklı metalden bir zırhım olsa da çeksem semalarına masum ve mazlum çocukların gözlerini cehenneme kapayıp cennete açtıkları yere. Yenilmez, devrilmez, geçilmez ve ezilmez evlerim olsa da koridorlarında savaşın çocukları barış çığlıkları atarak koştursa…

Beğendiğim bir yazı. Sayın A. Ali Ural. Tanışmak nasip oldu. Sıcak ve samimi bir iki kelam ettik. Umarım.

” Sevgili Dost, 

Şu günlerde, “İyi misin?” sorusunu herkes aynı şekilde yanıtlıyor. “Bu ortamda ne kadar iyi olunabilirse o kadar iyiyim.” İç karatıcı haberler birbiri üstünebir felaket kolajı gibi yapışıyor. Yapışıyor da çantasını çaldırmamak için trenle peron arasına sıkışıp parçalanan kadın, akşam yemeğimizi iştahla yememize mani olamıyor. Ormanlara atılan mazlum cesetler, izleyeceğimiz bir futbol maçının keyfine gölge düşürmüyor. Sevdiğimiz insanlara karşı yapılan büyük haksızlıklar karşısında bile, dudaklarımızdan ancak birkaç zayıf cümle dökülebiliyor. Üzüntü kalbe inemiyor, kalp buğzedemiyor.

Günün birinde, bir adam Demosten’e gelip dövüldüğünü söyler ve davasına bakmasını ister. Demosten ona:

– Dostum, bu sözünüz doğru değildir! der.

Adamcağız bu sefer sesini yükselterek feryat eder:

– Ne yani, beni dövmediler mi!

Bu inleyen sesi duyan Demosten:

– Hah, şimdi hakaret gören bir adamın halini görüyorum, karşılığını verir.

Sevgili Dost,

Bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık. Çünkü bu sözün sahibi Peygamberimizdi. Vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak, bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı? Kol kesilirken dudak gülüyor; ayak kesilirken kollar el çırpıyor, bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor. Bir cinnet olmalı bu!

Sevgili Dost,

“Düşünüşle yaşayış arasında zaman farkı,” isimli bir hastalıktan söz edeceğim sana. Sakın bu ismi benim uydurduğumu sanma. Mektubuma süslü sözler aramıyorum. Böyle bir hastalık gerçekten var ve hastalığın adını da Dr. T. V. Smith koymuş. Dr. Smith bu hastalığı daha iyi açıklayabilmek için yazarı bilinmeyen eski bir şiir okumak istiyor bize. Gelin hep beraber dinleyelim bu şiiri:

“Bir vakitler, kısa bacaklı bir köpek vardı. Boyu öyle uzundu ki, hislerini kuyruğuna ne kadar zamanda haber verebildiğinin farkında bile değildi.

Onun içindir ki, her defasında gözleri hüzün ve kederle dolu iken, kuyruğu sallanmakta devam ediyordu. Kuyruk hala az önceki sevincin etkisindeydi.”

Sevgili Dost,

Yüzümüzdeki tebessüm, hangi sevincin gecikmesi acaba? Biz yakın zamanda böyle bir sevinç yaşamamıştık. Yoksa Asr-ı Saadet’in yüzyıllar öncesinden taşan neşesi yüzlerimize yeni mi ulaştı?

Sevgili Dost,

İçi talan edilmiş, hakarete uğramış bir adam gibi oturalım yemeğe, televizyonun karşısına. Bunu yapamazsak değil Demosten’i, kendimizi bile inandıramayacağız düştüğümüz duruma.

Sevgili Dost,

Bu defa bir Hint sözüyle bitiriyorum mektubumu:

“Kobraya kobra da desen, bay kobra da desen yine seni ısırır.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s