Camime Dokunmayın!

Tarihî Eserlere İlgi, Sevgi ve Saygı

İlim ve Sanat, III, 17 (1987) 

Ülkemiz, insanlığın, tarihin ve medeniyetlerin beşiği olan bir coğrafî bölgededir. Maddî, mânevî, kültürel ve turistik değerlerine paha biçilemeyecek olan tarihi hazinelere sahibiz. Bunları iyi tanımalı ve titizlikle korumalıyız. Halkımıza ve yeni nesillere, tarihî ilgi, sevgi ve saygısını kuvvetli bir şekilde aşılamamız şarttır.

Ülkemizdeki eski şehir kalıntılarında yapılan kazılarda tarihin derinliklerine doğru inen çeşitli yerleşim katmanları ve iskân devreleri ile karşılaşılıyor. Bunların incelenmesi son derecede önemli ve heyecan vericidir. Yurdumuz, eski çağların tarihine ışık tutacak, çok yeni ve orijinal bilgiler kazandıracak malzemeye sahip bulunuyor. Bazı mağaralar taş devrine kadar uzanan bir mazinin izlerini ihtiva ediyor.

Dinî bir bakışla konuya yaklaşacak olursak, Hz. Nuh aleyhisselâm’ın gemisi Doğu veya Güneydoğu Anadolu’da aranmaktadır; Hz. İbrahim aleyhisselâm’ın Urfa çevresinde yaşadığı ve orada ateşe atılmış olduğu söylenir; Hz. Musa aleyhisselâm’ın Hz. Hızır aleyhisselâm’ı aradığı seyahatte yanında bulunan Hz. Yuşa aleyhisselâm’ın İstanbul Beykoz’da metfun olduğu meşhurdur. Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan Ashâb-ı Kehf, Tarsus veya Maraş’tadır; Yâsîn sûresinde zikri geçen “Karye”nin Antakya olduğu rivayet olunur; Hz. Meryem aleyhisselâm’ın Efes şehrinde olduğu iddia edilir; İstanbul’da başta Ebû Eyyûb el-Ensârî olmak üzere 27 kadar sahabe kabri vardır; Selmân-ı Fârisî, yıllarca Bursa çevresinde ikâmet ve ibadet etmiştir… Anadolu şehirleri türbeler, tekkeler, medreseler, camiler ve sayısız dinî eserlerle doludur.

Ayrıca adını bildiğimiz veya bilemediğimiz nice kavimler, Hititliler, Lidyalılar, Frigyalılar, Kapadokyalılar, Asurlular, Urartular, Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Anadolu beylikleri, Osmanlılar… bu topraklarda çok zengin ve ilginç medeniyetler kurmuşlar; geriye nice şahâne eserler, izler, anıtlar bırakmışlar, bizlere devretmişlerdir.

Anadolu’yu şehir şehir geziyor, fırsat buldukça çeşitli tarihî eserleri inceliyorum. Müşahedem şudur:

Ecdadımızın bize emanet bıraktığı bu tarihî ve kültürel mirası maalesef iyi koruyamamışız, hâlâ da koruyamamaktayız. Her şeyden önce bazı eski yetkili ve idareciler bu konuda son derece bilgisiz, şuursuz, hatta düşmanca tavır takınmışlar, tarihî eserleri bizzat tahrip ettirmişlerdir. Edirne’de o zaman valisinin, Mimar Sinan’a ait bir camiyi, kazmayla söktüremeyince dinamitle yıktırdığı bunun acı bir misalidir. Nevşehir valisi, Gülşehir camisinin orijinal şahâne hat levhalarını yerinden indirtmiş, çürümeye terk etmiştir. Sultanahmet Cevrikalfa İlkokulu cephesindeki tarihî çeşme kitabesi kazıtılmıştır. Çanakkale şehir kalesinin kapısındaki tarihî kitabe yakın zamanlarda tahrip edilmiştir. Niğde’de eski harfli yazma eserler toplatılıp bir mağarada yakılmıştır… vs.

Bu gibi hadiselerin temelinde, İslâm düşmanlığı, tekke, tasavvuf, cami, medrese, eski yazı husumet ve kini yatmaktadır.

Ayrıca iyi niyetli fakat cahil halk da kaş yapayım derken göz çıkarırcasına tarihî eserleri tamir ederken bozmaktadır. Mesela, Topkapı’daki Arakiyeci camisinin şahâne altın yaldızlı tavan işlemeleri düz bir boya ile sıvanıp mahvedilmiş, Bursa’daki, sanat değeri çok yüksek orijinal bazı camiler, Anıtlar Kurulu’ndan gizli, tamamen yıkılıp yeniden yapılmış, berbat edilmiştir.

Üçüncü ve acı bir sebep, tarihî eser yağma ve kaçakçılığıdır. Avrupa ve Amerika’nın müzeleri bizden kaçırılan eserler ve hazinelerle dopdoludur. Turist diye ülkemize gelen yabancılar, tarihî eser kalıntılarında çadır kurmakta, kıyılardaki batık şehir veya gemilere dalmakta, gizli kazılar yapmakta, buldukları eserleri kolayca kaçırmaktadır. Dünyanın diğer ülkelerinde bizdeki kadar gevşeklik ve başıboşluk olduğunu sanmıyorum.

Teklifim: Hepimiz, her tür tarihî eserlere yakın ilgi, sevgi ve saygı duymalıyız. Bu konuda okul eğitiminde gerekli telkinleri ciddi olarak vermeli, yaygın halk eğitimi vasıtalarıyla toplum da şuurlandırılmalıdır.

Devlet yöneticileri ve ilgililer tarihî eser yağma ve talanını önleyici daha müessir bir organizasyon kurmalı ve daha sert mevzuat getirmeli; bu konular için daha çok tahsisat ayırmalı; tanıtma, reklam, propaganda ve telkine önem vermeli, yabancı kazı heyetlerini daha sıkı murakabe etmeli, hileyi, rüşveti önlemelidir.

Yurdumuzdaki kazıları yabancılara değil, kendi yetiştirdiğimiz mütehassıs, vatansever, namuslu, dürüst kadrolara yaptırmalıyız.

Tarihî eser onarımı bahanesiyle hıristiyan kültürünün Anadolu’da ihyasına müsaade etmemeli, bu diyarların öz malımız olduğunu gösterici iman ve İslâm’ı, ecdadımızın sanat zevki ve insanlık değerlerini öne çıkarıcı milli kültür ve turizm politikamızı kurmalıyız.

Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan

Sanmıyorum ki bu yazıyı okuduktan sonra hüzünlenmeyen biri var mıdır? Ecdad çağın teknolojisiyle canını dişine takarak, gece gündüz vardiyalı çalışarak, el emeği göz nuru ustalardan çıkan paha biçilemez işlemeleri eserlere tek tek, ince ince yerleştirerek muazzam mabedler, medreseler, külliyeler, camiler, çeşmeler, vb. yapmış, zamana ve sonrasına ışık tutmuş. Peki biz ne yapıyoruz? Bunca emek ve alın terinin karşılığı bu mu olmalıydı? Çoğumuz tahrip edilmiş bu eserleri değil ziyaret etmek adını bile duymadık. 87 yılında yazılmış bir yazı 2014 yılında şefkat tokatı gibi suratımda, aklımda, zihnimde, kalbimde ve gönlümde patladı. Derin bir keder içinde arsız cahilliğimi gidermek için harekete geçmeye niyet ettim.

Camilere duyduğum samimi ilgi ve sevgi demek ki boşmuş. Bomboş. Sevdiğim, değer verdiğim şeyleri böyle mi koruyorum, koruyoruz. Daha haberim bile yok. Neyse fazla dövünmenin alemi yok, hemen çalışmalara başlamak lazım. Makalede adı geçen mekanlar hakkında bulabildiğim kadar bilgi toplayıp, buralara öncelikle yapacağım ziyaret için hazırlık yapmak ilk hedefim.

 Nevşehir ilinin Gülşehir ilçesinde bulunan 1779 yılında Karavezir Seyyid Mehmed Paşa tarafından yaptırılan Kurşunlu, Gülşehir Cami zamanında geniş bir külliyenin camisi olarak halkın hizmetine sunulmuştur. Mimari yapısı dönemin batılaşma ve batıya benzeme bakışından etkilenmiş Barok tarzını yansıtır fakat salt Barok mimarisi yerine geleneksel Osmanlı ve daha çok Selçuklu ve İran tarzı da benimsenmiştir. Kısaca bu cami dönemin birden fazla mimari stiliyle harmanlanmış nadide eserlerden biridir. Bunlara ek olarak hat levhaları, işlemeleri, varakları ve motifleriyle de oldukça göze çarpan bir cami olmuş yüzyıllardır. Giriş kapısı üzerinde bulunan barok üslupta işlenmiş mermer bir  kitabenin üzerinde, yeşil zemin üzerine altın yaldızla işlenmiş madalyon şeklinde Sultan I. Abdülhamid’in tuğrası bulunurmuş. Kitabede şunlar yazar;

“Şahı-Şahani Hamidi Şeyh Sadr-ı Zişan-ı Silahtar Paşa,

hayr-ı niyetiyle razı-i Hak içün,

kıldı bu cami pür nuribina,

sıdkile aşafı alişane,

beş vakitte idelim hayr ve dua,

tam tarih-i itmamın da oldu bir beyt ile lüfti göya,

kıldı bu camii ehya-e lillah-i sahibi Sadr Mehmed Paşa 1193.”

kursunlucami10

Nevşehir konum itibariyle her yıl 1-2 kere gittiğim yer üzerinde bulunur. Kayseri’nin Gülbayır köyünde dedemin tatlı bir bağ evi, elma ağaçlarıyla dolu bahçeleri, üzüm salkımlarının kuru toprak üzerinde yetiştiği çorak bağları var. Tam bir huzur mekanı benim için. Burayı anlata anlata bitiremem o yüzden hemen konuya geri dönüyorum. Dedemlerin köyü Nevşehir’in köyleriyle sınır, hatta köyler birbiriyle o kadar içli dışlı ki onlarda kendilerini Kayserili olarak görür ve sürekli bunu zikrederler. Bu yakınlık hasebiyle bizde Nevşehir’i, ilçelerini ve meşhur peri bacalarını bolca ziyaret etme imkanı ve fırsatı bulduk. Lakin Gülşehir’de bulunan bu camiyi değil görmek, adını bile yeni öğrendim. Hemde bu yaşta. Nevşehir’e yolumuz tekrar düştüğünde muhakkak Kurşunlu Cami’sini de ziyaret mekanlarına eklemeğe niyet ettim.

 Sonuç olarak 1950’li yıllarda camilerde yapılan yanlış ve (belki de bilinçli olarak) hatalı restorasyon çalışmalarından bu camide nasibini almış, güzelim hat levhaları tek tek yerlerinden sökülmüş ve kullanılamayacak duruma gelmiş. Sonradan sahip çıkılsa da hat levhalardan yok denecek kadar azı kalmış. Malesef Mimar Sinan’ın Edirne’de yaptırdığı ve dinamitlerle patlatılan caminin adını ve nerede olduğunu öğrenemedim. Yakın zamanda kısa bir Edirne gezisi yapmama rağmen rehberlerden ve halktan da bu olay hakkında bilgisi olan birine rastlamadım. Sultanahmet Cevrikalfa okulunun oradaki çeşmeyi de gözümle görüp biraz daha bilgi edinip yazmayı düşünüyorum. Esasen değerli büyüğümüzün bahsettiği yerlerden ibaret değil kaybettiğimiz değerler. Büyük deha ve ilim adamı Mimar Sinan’ın yaptığı muazzam mimarisiyle göreni kendine hayran bırakan Selimiye Cami’de bu yozlaşmadan nasibini almış. Yanlış kişilerin ellerinde gerçekleşen restorasyon sonucu eski işlemelerin üstü Batıvari resimlerle, çiçeklerle kaplanmış. Dahası bir kaç yerden sökülen hatlar da şu anda Moskova’da bir müzede sergilenmekteymiş. Ne acı. Süleymaniye de keza aynı senaryonun kurbanı. Ve daha başkaları. Tarihimize, kültürümüze ve eserlerimize şimdiye kadar pek sahip çıkamadık ama en azından şimdi bilinçlenelim ve unutmayalım; zamanında nelerin bu kutsal mekanlara reva görüldüğünü ve maruz kaldıkları çirkin muameleler sonucu neler kaybettiğimizi. Ve biz farkına varmadıkça daha nelerin yitip gideceğini…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s