Japonya’da Bir Garip İnsan Vol.1

Japonya'nın ucu

Japonya’nın ucu

Japonya’yı yazmak için çok geç kaldım. Birçok sebep vardı yazmamam için fakat bunlar kendime söylediğim bahanelerden ibaretmiş şimdi anlıyorum. Nasip değip geçelim ve esas konuya gelelim. Japonya üzerine neler neler söylenir, yazılır, araştırılır… Her yönüyle bizim yaşadığımız kültüre uzak bir tarihi var ve gerçekten o toplumda yaşamayan biri için bunları anlamak çok zor. Oraya gittiğimde en çok zorlandığım konulardan biri buydu çünkü Japonlar bizden oldukça farklı bir yaşayış tarzına sahip, mesela Amerika veya Avrupa’da bir ülkeye gideceğiniz zaman genelde etrafta oraya gitmiş, orası hakkında tecrübeleri olan birilerini bulursunuz ve tüm bu birikimlerden faydalanırsınız. Daha önce gitmişlerin bilgileri sizi bazı hatalara düşmekten korur aynı zamanda gitmeden kültürü ve toplumsal argumanları bir nebze olsun anlamış olursunuz. Maalesef benim yakınımda tecrübe edinebileceğim kimse yoktu. Bir organizasyonla gideceğim için Japonya’da nereleri gezeceğim hakkında bize bilgi de verilmemişti, bir de sınav heyecanı vardı sanırım böylece basiretim bağlandı ve gitmeden fikir sahibi olmaya çalışmadım. Japonya’ya gitmemin esas sebebi 42. Uluslararası Kimya Olimpiyatlarında Türkiye milli takımına girmiş 4 kişiden 1’i olmamdı ve Japonya’da yapılacak sınavda ülkemi ve kendimi tüm dünyaya ispatlamaktı (?). O sıralar ingilizce konusunda çok sıkıntılarım vardı, biraz ingilizce biraz japonca bir iki kelime öğrenmekle geçti vakit. Ahh ne kadar pişmanım şimdi. Ama ne fayda.

Miki'nin Çizgi'leri

Miki’nin Çizgi’leri

Neyse 18 Temmuzdu sanırım Ankara’dan İstanbul’a uçuşumuz. İstanbul’da 2-3 saat bekleyip 12 saatlik Japonya uçuşumuzu yapacak olan uçağımıza bindik. Yolculuk yapmayı severim ve bir kenarda 3-5 dakika temiz hava alabileceğim mini molalar verebildiğim müddet kaç saat olursa olsun fark etmez. Çok şükür uçuş çok rahat geçti. Uçak önce Karadeniz üzerinden geçerek Kırım taraflarına yöneldi daha sonra Rusya’dan devam etti ve Japonya’ya Tokyo’nun kuzeydoğusunda kalan Narita Havaalanına iniş yaptı. Çok sevimli bir Japon olan Miki❤ adlı hanımefendi bizi karşıladı. Elinde TEAM TURKEY yazılı bir kağıt vardı, bulmak zor olmadı. Kendisi Japonya yolculuğumuzda Türk takımının rehberi olacak kişiydi. Tanıştık, kaynaşmaya çalıştık.Elinde ilkokul çocuğunun kitapları gibi renkli renkli, bol resimli Türkçe-Japonca sözlük vardı, Japonlar çizgi’leri olmayan kitapları pek okumuyorlar sanırım. Metrodaki uyarı işaretlerinden tuvaletlerdeki resimlere kadar her şey çizgi roman tarzındaydı. Otobüslerle 2-3 saat bir yolculuk yaptıktan sonra sonunda 10 gün boyunca kalacağımız yere ulaştık.

Solda rehberlerin başı, Sağda bizim rehber Miki

Solda rehberlerin başı, Sağda bizim rehber Miki

NYC ( National Olympics Memorial Youth Center) ’de kalacaktık. Erkekler ve bayanlar binanın farklı bloklarındaydı. Güzel uygulama. Tek kişilik daracık ufacık, içinde bir yatak, küçük bir masa ve aynadan başka bir şey olmayan odama yerleşmek pek zor olmadı. Tabii klimam da vardı, Japonya’da aklınıza gelmeyen yerlerde bile klima var. İnanılmaz bir sıcak vardı, klimasız yerlerde 10 dakika durunca baştan aşağı kıyafetlerimiz terden sırılsıklam oluyordu. Malum iklim tropikal, hava çok nemli, okyanusun ortasında bir ada sonuçta Japonya. Yaz aylarında sıcaklık 30-35 ˚C olsa bile havadaki nem oranı hissedilen sıcaklığı 50’lere çıkarıyor. Odaların bu kadar küçük olmasının sebebi de Japonya’da metrekareye düşen insan sayısı Türkiye’deki orandan oldukça fazla, kiralar ateş pahası ve zengin kesim Türkiye’nin orta halli aileleri gibi 3+1 dairelerde kalabiliyormuş. Balkonda lüks sayılıyormuş sanırım. Çarpık İngilizcemle bu kadar anlayabildim maalesef. NYC, 1964 yılında Tokyo Olimpiyat Oyunları (Tokyo Olympic Games) ‘nın yapıldığı Olympic Village (semt gibi sanırım) ‘de bulunuyor ve bu bölgede Japonya’nın en büyük Shinto tapınaklarından biri olan Meiji Jinju tapınağı var.

Bu noktada biraz bilgi vermeliyim. Shintoism; Japonya’nın en eski milli dinidir. Eskiden resmi dinmiş fakat WW2 (World War 2) ’dan sonra çeşitli sebeplerden resmi din olmaktan çıkmış ve Budism dini popülerlik kazanmış. Fakat ülkede çok sayıda halen halk tarafından rağbet gören Shinto tapınakları var ki bunlar İngilizcede Shrine olarak geçer. Sanırım devlet politikası olarak laikliğe geçiş yapılmış ama ülkenin çoğunluğu bu dine inanmaktan vazgeçmemiş ve toplum Shintoism’in günlük yaşantılarını etkileyen adetlerine halen düşkün.  Budist tapınaklarına ise İngilizcede Temple denir. Japonca’da da farklı sözcüklerle ifade ediliyor tapınak anlamı bu yüzden başlangıçta anlamakta çok zorlanmıştım, Miki tapınakları tanıtırken bazen Shrine bazen Temple kelimesini kullanıyordu çünkü. Böyle ufak anlam farklılıkları yüzünden olan sıkıntıları zamanla aştık. Miki’ye Budism’e mi inanıyorsun diye sorduk, açıkçası Japonların dininin sadece Budism olduğunu sanıyordum, orada öğrendim halkın çoğunluğunun Shinto olduğunu. Miki de Shintoism’e inanıyormuş.

Shishimai adamın elini kaptı

Shishimai adamın elini kaptı

19 Temmuz NYC ‘ye yerleşme ve dinlenmeyle geçti. 20 Temmuz sabahı erkenden Miki bizi uyandırmaya geldi lakin zaman farkı fena çarpmıştı ve hala uykumu alamamıştım. Biraz müsaade etmesini istedim ama nafile, Japonların ne kadar dakik olduğunu o sabah daha iyi anladım. Apar topar hazırlanıp kahvaltıya gitmek için Miki ’nin peşine takıldım aksi halde üniversite kampüsünden bile acayip büyük bir yer olan NYC ‘de kaybolacaktım. Karnımda acıkmıştı, en son mideme giren şey THY ‘nin lezzetli yemekleriydi. Fakat yemekhaneye girer girmez tüm iştahım kaçtı. Gerçekten. Japonya’daki 10 gün bana 4 kilo verdirdi. Japonya ve yemekleri konusunu başka bir yazıda anlatacağım, başlasam bitmez bu mesele.

Meşhur Shishimai; Lion Dance

Meşhur Shishimai; Lion Dance

Neyse kahvaltıdan sonra Opening Ceremony (Açılış desek yeterli olur) için NYC’deki Large Hall (büyük salon) ‘a gittik. Japon prensi, Vice Minister ve olimpiyat komitesi başkanı sırayla konuşma yaptılar. Japonya’da kraliyet ailesiyle yönetilen ülkelerden biri, evet.  Daha sonra geleneksel bir japon gösterisi izledik. Shishimai; Lion Dance, meali Aslan Dansı. Garip bir aslan kostümünün içindeki dansçı akrobatik hareketlerle Aslan davranışlarını taklit eder ve çoğunlukla gösteriye geleneksel müzikler de eşlik eder. Bu dansı Japonlarla ilgili bir film veya anime izleyen herkes görmüştür diye düşünüyorum. Gösteri oldukça ilgimi çekti, dansçının hareketleri akrobasiden ziyade gerçek bir dans gibiydi, figürler arası geçiş oldukça berraktı ve kaba görünse de kendine has bir zerafeti vardı.

Gösteriden sonra program her takımın spot ışıkları altında ayağa kalkarak 70 küsür ülkeden gelen 300 öğrenci ve 100 kadar eğitmene selam vermesiyle devam etti. Tabii ki de en güzel selamımı verdim. (Yerin dibi daha uygun olurdu, çarpık bir gülümseme, ne yapmamı istediklerini bilemediğim koca bir topluluğa bakan boş gözler)

Kadrajımıza ancak sığan Tokyo Tower

Kadrajımıza ancak sığan Tokyo Tower

Eğlenceli şeyler bundan sonra başladı. 300 öğrenci ve 100 kadar japon rehber doluştuk otobüslere Tokyo gezisine başladık öğleden sonra.  İstikamet Asakusa ve Tokyo Tower idi. Tokyo Kulesi, Japonya’nın en uzun insan ürünü yapısıymış, 333 metre yüksekliğindeydi. Bu sayı önemli bence unutmayın.

Budist Tapınağındaki mezarlık

Budist Tapınağındaki mezarlık

Esasında Japonlar Fransızlara özenip yapmışlar bu kuleyi, orjinaliyle kıyaslanır mı bilmem ama bence daha sevimli burası. Kırmızı beyaz renkleriyle çok tatlı gözüküyordu, ahh yine karşı konulamaz Japon sevimliliği. Şimdilerde selfie Türkiye’de moda oldu ama o zamanlar Japonlar da çok selfie şeklinde pozlar çekerdi. Kulenin önünde fotoğraf çektirmek için yerlere kadar yattı bazıları.

Tüm kuleyi kadraja sığdırmak epey uğraş istiyordu. Ben de yeterince fotoğraf çektiğime kanaat getirince kuleye çıkmaya başladık. Asansörle. En tepeye çıkmaya izin yoktu doğal olarak, çıkabileceğimiz en yüksek yer geniş bir salon gibiydi, hediyelik eşya satan dükkânlar vardı. Ben de oradan Tokyo Tower hatıralarından aldım. Çok sevimli şeyler yapıyor ya şu Japonlar. Şu anahtarlığa isim yazdırma olayı orada da vardı ama biz bunu sadece makineye yazarak yaptık. Parayı attık. Şak. Elimize düştü güzel bir anahtarlık. Yuvarlak altın rengi bir metalin ortasında Tokyo Tower resmi, metalin kenarlarına hilal şeklinde istediğin metin, sanki benim adıma madeni para basılmış gibiydi. Birde ne kadar yüksekte olduğumuzu anlayalım diye salonda camdan yapılmış bir yer vardı. Orası da fotoğraf çektirenlerle dolup taştı.

Tokyo Kulesinden şehrin silüeti

Tokyo Kulesinden şehrin silüeti

37178_452086022187_7651397_n

Çok yüksek bence de.

Tokyo Tower ‘dan sonra Asakusa’ya gittik; Japonya’daki en eski (M.S. 628)  Budist Tapınağı olan Sensoji Temple ‘ın olduğu yer. Japonların mimarisi çok etkileyici, ilk defa bir tapınak görüyordum ve büyülenmiş gibiydim. Nasıl yapmışlardı bunu asırlar önce. Ve şunu rahatça söyleyebilirim. Japonlar ayrıntıda gizli bir millet. Gösterişli yapıda o kadar çok derin detay vardı ki daha derine gittikçe başını ağrıtabilecek cinsten. İşçilik çok fazla. Lakin tapınağın içi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Dışı harikülade olan tapınakların içi hayal kırıklığı yaşatıyor. Veya dışından çok etkilenince eşik değeriniz yükseliyor olabilir.  Tapınağı inceledik. Tütsülerin yakıldığı kuyu gibi yerler ve abdest alma ile özdeştirdiğim tapınağa girmeden elinizi, kolunuzu ve yüzünüzü yıkadığınız büyükçe bir çeşme vardı. Bu konuda zorluk çekmedim işte.

39466_1491542762908_2654198_n

Bizde ki at arabaları, burada at yok ama🙂

Tapınağın olduğu meydan çok kalabalıktı, hem Japonlar hem de turistlerin gözdesiydi bu mekan. Sıcaklık ve kalabalık insanı çarpsa da çok farklı kareler yakalama şansımız oldu.

39625_1491531602629_2734423_n

çoook tatlı bir japon kız🙂

Daha sonra üzerinde 90’a yakın hediyelik eşya satan dükkânlar olan Nakamise-dori denen caddede yürüdük. Bu mini cadde panayır gibiydi ve tapınağın hemen yanındaydı o yüzden bu civara Japonların Sultanahmet’i diyorlarmış. Bir sürü küçük Japon anahtarlıkları, telefon süsleri ve hediyelik ıvır zıvırlarla doldurdum çantamı günün sonunda. Artık akşam olmuştu ve geri dönme vakti geldi. Müthiş yorulmuştum. Yemek falan gözüm görmedi, göremedi de zaten😀 .

Sensoji Temple

Sensoji Temple

Ben çektim :D

Yakalanan açı harika !

Japonya’da yaşadığım sıkıntılardan diğeriyse namaz vakitleriydi, temmuz ayının ortasında güneş 6’da batıyordu. Ve gece 4:30 gibi doğuyordu. İmsak 2:30’daydı, bazen yatsı namazını zor yetiştiriyorduk, hatta ben çoğu gece yatsıdan sonra uyumadım imsak vaktinin girip sabah namazını kılmak için. Uyuduğuna değmez bir vakit vardı ve ben kesinlikle uyanamazdım. Tavsiyem ya sizde bekleyin ya da yanınıza sağlam bir alarm alın.

39466_1491542882911_2017969_n

tütsüleri buradan alıp yakıyorlardı

38311_1491524362448_1779821_n

Miki’nin dediğine göre bu şey ; İyi Şeytan:/

38311_1491524322447_3431622_n

ejderhanın ağzından akan suyla abdest aldık

Ertesi gün, 21 Temmuz, Kamakura Bakufu (Shougunate) ’ya yolculuk vardı. Sabah erkenden kalkıp akşama kadar orada olacaktık. Neydi bu Kamakura Bakufu. Kamakura bir şehir. Orta çağ döneminde bu şehirde feodal yönetim tarzı olan Shougunate; özel yönetim sisteminin ilki kurulmuş.

2nd excursion to kamakura

Kamakura’daki Shinto tapınakları

 

Kamakura Bakufu döneminden beri ayakta kalan ve buranın sembolu olan Tsurugaoka Hachimangu Shrine (M.S. 1063), Shintoism tapınağı, Kamakura Bakufu ‘nun kurucusu Genji ailesini koruyan tanrıları barındırırmış.
Bunlara Guardin God ; Koruyucu, Kollayıcı Tanrı deniyor. Aynı zamanda burası Japonların her yeni yılda ziyaret için gittikleri ilk Shinto tapınağı olurmuş genelde. Bu adete Hatsumoude, her yeni yılda bir Shinto tapınağına yapılan ilk ziyaret,  deniyor. Sanırım Japonların her yıl ziyaret ettikleri tapınak ne kadar kutsal ise yılları o kadar şanslı ve bereketli geçer diye bir düşünceleri var. Velhasıl Hatsumoude’lerin çoğu burada gerçekleşiyormuş.

39470_10150238504190557_6876429_n

Tsurugaoku Hackimagu Shrine

Şu tapınakta belki 100 çeşit tılsım satılıyordu, bir nevi dua gibi, istediklerini alıyorlar para karşılığı. Biraz değişik bir uygulama. İzlemekle yetindik yapanları.

 

38357_1491525202469_4012903_n

Assuie takımı 4 altın istemiş, yav he he😛

animelerde görülen

Animelerde sık karşılaştığım bir görüntüydü, gerçek oldu

Bu bölgede diğer önemli şey ise şüphesiz Kamakura Daibatsu ( Great Buddha of Kamakura ) , devasa Buda heykeli. Bronzdan yapılan bu heykel tahmini 13. YY dan kalma. Şaka maka cidden kocaman bir şey. Bunu yapmak için kaç Japon düşme tehlikesi atlatmıştır diye baya kafa yordum. Birde acaba içi boş mudur, bir şeyler var mıdır, Budist rahipler içinde ara sıra toplanıp meditasyon yapıyor olabilirler mi, diğer fantastik düşüncelerimdi.

Titanic Buddha, Türkçe mealini bulamadım

Titanic Buddha, Türkçe mealini bulamadım

Bu şehrin yarısı Shinto tapınakları, diğer yarısı Budist tapınakları. Budist tapınaklarından en ünlü olanı Kenchoji Temple. Burası Zen Temple olarak da geçiyor. Yani Budist yetiştiriyorlar, bir nevi manevi okul sanırım. Bu Zen tapınaklarının bahçelerinde genelde küçük göletler olurmuş, bizim gittiğimizde de şahane bir görüntüsü olan yapay bir göl vardı. Tabii oraya girmek yasaktı ama biz Türkler gene deldik sanırım bu yasağı.

Kenchoji Tempe & Nice Garden

Kenchoji Tempe & Nice Garden

Bizim takımımızdaki bir arkadaş bahçeye cüzdanını düşürdü, gizlice inip aldı😀 . Budistler sakin adamlar kızmazlardı ki bize. İnşallah. Gezmek görmek güzeldi lakin hava beni çok zorladı. Terden sırılsıklam olmadığım bir an var mıydı bilemiyorum. Sıcaklık yetmezmiş gibi bir de her an başlayabilecek olan yağmur korkusu vardı. Bu tapınaklarda dün Tokyo’nun göbeğinde gördüğüm gibi muntazam görünüyorlardı ama yine içleri fos.

İşte o yasak anın belgesi

İşte o yasak anın belgesi

Sabahtan akşama o tapınak senin bu tapınak benim gezdik. Öğle vakti Kazak, Endonezyalı, Suriyeli arkadaşlar bir de bizim takımdaki arkadaşlar Zen tapınağının bahçesinde cemaat yapıp namaz kıldılar. Çok şükür. Budistler hiç oralı olmadı zaten. Oralarda bir yerlerde yine benim aç kaldığım bir öğle yemeği yedik. Geziye devam ettik, akşam olduğunda ise otobüslere doluşup NYC’ye doğru yola koyulduk. Otobüslere binince hemen klimalar çalışıyordu. Dönüş yolu çok uzun sürüyordu. Japonlar çok yavaş kullanıyorlar arabaları, etrafı seyretmek için iyi bir şey gibi düşünülebilir lakin o iş bizim bildiğimiz gibi değil. Çünkü ilk olarak Japonlar neredeyse çoğu otoyolun kenarına beyaz bir duvar gibi olan prangalardan koymuşlar. Araba sürerken çevreyi izlemek yok. İkinci olarak da biz tüm gün deli gibi gezip gece de az uyuyunca uzun otobüs yolculukları uyuyarak geçiyordu.

Yolculuğumun ilk 3 gününü olabildiğince kısalttım. Yine de baya uzun. Özür.🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s