Gerekli Zırvalıklar

Gene aynı. Gökte yıldızlar, yerde insanlar aynı. Güneş batıyor doğduktan sonra Her gün yeni başlangıç ve bitiş Ümitler yeşeriyor ve soluyor derinlerde Herşey aynı şekilde Doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Herşey aynı. Yitikler için de aynı. Sadece Güneş doğmuyor oralarda Günler ardı ardına batıyor Yerin dibine geçiyor her soluk alışla Çığlık çığlığa eziliyor ve küçülüyor Bir

Posta Kutusundaki Mızıka’dan Bir Başka Mektup

Sevgili Dost, Bir şehrin en güvenilir yeri sence neresidir? Şehrin neresinde kendimizi güvende hissedebilir, mızraklardan ve oklardan emin olabiliriz? Yalnız paltomuzu değil, zırhımızı ve sadağımızı da bırakacağımız kapı hangisidir? Hangi pencere açıldığında rüzgarı bizi üşütmez. Hangi merdiven çıkıldığında yormaz kalbimizi? Sevgili Dost, Bir şehrin en güvenilir yerinin hastaneler olduğunu söyledi bir doktor arkadaşım. “Çünkü savaşta

Kitapların Yandığı Derece, Fahrenheit 451, Ray Bradbury

“Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar.” Oldukça vurucu bir arka kapak yazısı. Hayal alemi fazlasıyla geniş kitap kurtlarının dahi sınırlarını zorlayan, böyle bir şey mümkün olabilir mi dedirten ve

Steelheart, Brandon Sanderson

Tereddütle aldığım bir kitabın kendine hayran bırakması hakkında bir yazı olacak birazdan yazacaklarım. Bir dostumla kendimize kitaplar belirleyip aynı anda okuma gibi projelerimiz sonucu ağımıza takılan, ikimizinde bilmediği, yazarın başka kitaplarını da okumadığımız fakat fantastik bilim kurguya duyduğumuz abartılı merak ile almayı gözümüzün yediği bir kitaptı. Bu vesileyle aldık, okuduk, ikimizde bayıldık. Tabi okumaya önce

Az Önce Bir Çocuk Geçti

dün güneş üstüne doğdu gelecekte batacak üstüne hatırlanmayan bir anı kalacak geçmişin gündüzünde az önce bir çocuk geçti ellerinde inciler boncuklar döke saça gitti bir anne seslendi arkasından bir araya gelse Dünyanın tüm sevgileri etmezdi bir seslenişin eşdeğeri  az önce birilerinden ödünç aldım bilmediğin kelimelerin gizini az önce bir çocuk geçti yan sokaktan pencereye tünemiş

Düşünüşle Yaşayışımız Arasındaki Zaman Farkı Hastalığı

“İyi misin?” diye sorma çünkü “Hiç iyi değilim” Bir gezginin aştığı dağlar, geçtiği denizler dile gelip hain bir sırıtışla en acı sözleri yüreğinde seyahat eden çocuklara mızrak misali saplaması gibi, bir hocanın ilim deryasından bir damla, aşk semalarından bir nefes, Hak yolundan bir toz vermeyi istediği talebesinin vefasızlık ve zalimlik arasında gidip gelen hali gibi…

(Masum) Dorian Gray’in (Ruhunu Şeytana Satmış) Portresi

Klasikler candır. Arada bir baştan okumak gerekir. Ama bu kitap tekrar okuyacağım klasikler arasına girmiyor ne yazık ki. Açıkçası klasikler hakkında şurası şöyle burası böyle diye eleştiri yapmaya yetecek bilgi düzeyine sahip değilim, sahip olsam bile gerek yok. İnsanlar yeterince konuşuyor zaten. Çevirisi de hoş idi. Birkaç yerinde sadece saçma bir ifade kullanılmış. Can yayınlarını